TürkiyeTürkiyeAlmanya Pzt - Cmt 09:00-19:00 +90 212 327 52 44 Mon - Fri 10:00-18:00 +49 000 00 00
info@multi-med.com.tr
100 MARKA
Marka Deneyimi
1500+ ÜRÜN
Ürün Çeşitliliği
3,000+ Müşteri
Mutlu Müşteri
ONLİNE ALIŞVERİŞ
MULTİMED İLAÇ > Blog > İlaç nedir?

İlaç nedir? Tarihin ilk zamanlarından bugüne ilaçlar nelerdir, nasıl gelişmiştir? İlk ilaçlar, ilacın tarihçesi, tarihi gelişimi hakkında bilgiyi bu yazımızda öğrenebilirsiniz.

İlaç; canlılarda hastalıkların tanısı, önlenmesi ve tedavisi amacıyla kullanılan, vücut işlevlerini koruyan, değiştiren ya da düzelten kimyasal madde. Doğal kaynaklardan ya da yapay bireşimleme (sentez) yoluyla elde edilir.

Bitki ve minerallerin tıpta kullanıldığına ilişkin ilk yazılı kaynaklar Eski Çin, Hint ve Akdeniz uygarlıklarına dayanır. İÖ 2. ve 1. yüzyıllarda yaşayan İskenderiyeli simya bilginleri birçok ilacı hazırlamayı, günümüzde de tıptaki değerini koruyan bakır sülfatı ilaç olarak kullanmayı biliyordu. İÖ 1700’lerde Babil’de hazırlanmış bir taş tablet, bilinen en eski ilaç katalogudur. Eski Mısırlılar, kabızlıkta hintyağı, sindirim güçlüğünde karamankimyonu ve nane kullanıyordu. Yunanlı hekim Dioskorides, İS 77’de hazırladığı ve 15. yüzyıla değin farmakolojinin temel başvuru kitapları arasında yerini koruyan Peri hyles iatrikes’te, (Latince De materia medica; İlaç Bilgisi Üzerine) tıpta kullanılan yaklaşık 600 bitkiyi tanımladı. Galenos’un da birçok hastalığın tedavisinde ilaç kullanmayı önerdiği bilinmektedir. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra, ortaçağ Avrupa’sında tıbbın gerilemesine karşın, Arap hekimlerin katkısıyla Yunan, Hint, İran ve Asur uygarlıklarından kaynaklanan ilaç bilgisi giderek gelişti. Batı Avrupa’ya 8. yüzyılda İspanya’daki Emevilerle gelen Arap tıbbı, yüzyıllar boyunca ilaç tedavisine temel oluşturan ilkelere kaynak oldu. Haçlıların 1203’te Konstantinopolis’i (İstanbul) yağmalamasından sonra Avrupa’ ya kaçan Bizanslı bilginler de Avrupa’da tıbbın gelişmesine katkıda bulundu. Ortaçağda tıp uygulamalarının temelini Arap hekimlerin sürdürdüğü eski uygarlıkların tıp geleneği oluşturuyordu. Ünlü Alman hekim Paracelsus (1493-1541) bu geleneğe karşı çıktı ve simya bilgisine dayanarak çeşitli metaller içeren birçok ilaç hazırladı.

Balın tıpta kullanılmak üzere hazırlanışı, Dioskorides’in Peri hyles iatrikes adlı kitabının Arapça çevirisinden bir illüstrasyon

Balın tıpta kullanılmak üzere hazırlanışı, Dioskorides’in Peri hyles iatrikes adlı kitabının Arapça çevirisinden bir illüstrasyon

16. yüzyılda ilaç hazırlanması ve kullanımı hızla yaygınlaştı. Bilinen ilk farmakope 1546’da Nürnberg’de yayımlandı; eczacılık mesleği 1617’de Londra’da Eczacılar Derneği’nin kurulmasıyla farklı bir nitelik kazandı. 17. ve 18. yüzyıllarda hekimlerin geleneksel tıp uygulamalarından hızla uzaklaştığı, yeni ilaçların bulunması ve etkilerinin anlaşılmasında deneye dayanan araştırmaların önem kazandığı görüldü. William Harvey’nin 1628’de kan dolaşımını tanımlaması ile ilaçların etki ettikleri dokuya kan yoluyla ulaştığı anlaşıldı. 18. yüzyılda araştırmacılar kâfur ve güzelavratotu özütü gibi bazı bitkisel ilaçların etkilerini gözlemlemek için hayvan ve insanlar üzerinde deneyler yaptılar. 19. yüzyılda tedavi edici maddeler içeren bitkilerden bu maddelerin elde edilmesi ile modern farmakoloji gelişmeye başladı. Kullanılan ilk ilaçlar anestezikler oldu. Afyondan elde edilen morfin 1806’da, eter 1842’de, kloroform 1847’de, kokain 1860’ta kullanıldı. 1820’de Fransız kimya bilginleri Pierre-Joseph Pelletier ve Joseph Bienaimé Caventou, kınakına ağacının kabuğundan kinin adlı alkaloidi elde ederek sıtma tedavisinde kullandılar. 19. yüzyılda elde edilen ilaçlardan bazıları striknin (1817), nikotin (1828) ve Joseph Lister’ in enfeksiyonlara karşı kullandığı fenoldür (1865). Çeşitli ilaçların bulunup elde edilmesi sonucunda etkin dozun saptanması, saf bileşiklerin elde edilmesi ve benzer bileşiklerin bulunması amacıyla maddelerin kimyasal yapısının incelenmesi olanağı doğdu. İlaçlar ve etkileri üzerine yapılan araştırmalar, 19. yüzyılın ortalarında Alman farmakoloji bilgini Oswald Schmiedeberg’in önemli katkılarıyla akademik bir disipline dönüştü. Schmiedeberg farmakoloji bilim dalını tanımladı, bu konuda bir kitap yazdı; yetiştirdiği öğrencilerden bazıları belli başlı üniversitelerde farmakoloji kürsülerinin kurulmasına öncülük etti.

Alman bilim adamı Paul Ehrlich’in 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın ilk yıllarında yaptığı araştırmalarla, kemoterapi ve bağışıklık kavramları ortaya çıktı. Ehrlich, belirli hücreleri seçerek onlara bağlanan kimyasal bileşiklerin var olduğunu ileri sürdü. Buna göre, seçilen hücreler mikroorganizmalar olursa, hastanın vücuduna zarar vermeden ortadan kaldırılmaları mümkün olacaktı. Birçok başarısız deneyden sonra bulduğu mikrop öldürücü ilaçlardan ilki frengi tedavisinde kullandığı ve daha sonra Salvarsan adıyla piyasaya sürülen “606” oldu.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra enfeksiyon yapıcı canlıları seçici olarak etkileyen başka bileşikler üzerine de araştırmalar yapılmaya başladı. 1930’larda Alman, Fransız ve İngiliz bilim adamları ilk seçici antibiyotik olan sülfonamiti buldu ve geliştirdi. Antibiyotiklerin bulunmasıyla ilaç araştırmaları büyük bir aşama kaydetti. Londra’daki St. Mary Hastanesi’nde çalışan İskoçyalı bilim adamı Sir Alexander Fleming, bakteri kültüründe yetişen bir küf katmanının çevresindeki bakterilerin yaşamadığını gözledi (1928). Bu küften elde edilen penisilin adlı maddenin bakteri enfeksiyonlarını iyileştirdiği ve öbür ilaçların zararlı yan etkilerine sahip olmadığı anlaşıldı. 1930’ların sonlarına doğru Avustralyalı bilim adamı Howard Florey ve Nazi Almanyası’ndan kaçan bilim adamlarından Ernst Chain, Londra’da, bu ilacı geliştirip saflaştırdılar. Fleming, Florey ve Chain, bu çalışmalarından ötürü 1945’te Nobel Fizyoloji ya da Tıp Ödülü’nü paylaştı; penisilin II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru yaygın olarak kullanılmaya başladı. Bunu izleyen yıllarda yapay yollarla birçok antibiyotik elde edildi. Günümüzde enfeksiyonların tedavisinde antibiyotikler sülfonamitlerin yerini almıştır.

İlaçlar kimyasal yapılarına, vücuttaki etkilerine ve kullanım amaçlarına göre sınıflandırılabilir. Vücutta farklı etki mekanizmaları olan ilaçlar aynı sonucu ortaya çıkarabileceği gibi, bir bölümü de birden çok bozukluğun tedavisinde kullanılır. En sık kullanılan ilaçlardan bazıları antibiyotikler, uyarıcılar, yatıştırıcılar, sakinleştirici-uyutucular, anti depresifler, anestezikler, ağrı kesiciler, uyuşturucular, hormonlar ile müshiller, idrar söktürücüler ve antihistaminikler gibi özel bir amaca yönelik olanlardır. Ölü ya da zayıflatılmış bakteri ve virüslerden hazırlanan ve çeşitli enfeksiyonlara karşı vücutta direnç oluşmasını sağlayan aşılar da ilaç olarak düşünülebilir. Aşılar, özellikle virüs kökenli hastalıkların önlenmesinde çok etkilidir. Bakteri enfeksiyonlarının antibiyotiklere oldukça duyarlı olmasına karşın, virüslerdeki nükleik asitler ve enzimleri hücreye zarar vermeden parçalayan kimyasal maddeler kolayca elde edilemediğinden, virüslerin neden olduğu hastalıkların tedavisinde ilaçların önemli bir yeri yoktur.

Son yıllarda yapılan ilaç araştırmalarında, kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar konusunda büyük gelişmeler sağlanmıştır. Kanserli hücreleri öldürmek için geliştirilen bütün ilaçlar, normal bölünmeyi sürdüren sağlıklı hücreleri de etkiler. Bu alanda yapılan araştırmalar, kanser hücrelerine karşı bir antikor geliştirme çabaları üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Bu antikorlar kanserli dokuyu etkilerken, normal dokulara çok az zarar verirler.

İlaçlar bitki, hayvan ve başka biyolojik ürünlerden, inorganik ve organik bileşikler ile elementlerden elde edilir. Bitkilerden elde edilen alkaloitler ilk saf ilaçlardır; bunlardan bazıları kinin, nikotin, kokain, atropin ve morfindir. Bitkilerden elde edilen öbür ilaçlar glikozitler ve damıtılarak pudra ya da yağlı bileşik biçiminde kullanılan uçucu yağlardır, ilaç olarak kullanılan yağlar arasında hintyağı, zeytinyağı ve susamyağı sayılabilir.

Hayvan kökenli ilaçların arasında hormon içeren özütler ile şeker hastalığının tedavisinde kullanılan insülin gibi saflaştırılmış hormonlar bulunur. İnsülinönceleri domuz, koyun ve öküz pankreasından elde edilirken, artık yapay olarak bireşimlenmektedir.

Antibiyotikler, aşılar, ayrımlanmış insan plazması ve steroit türü hormonlar, doğal kaynaklardan elde edilen önemli ilaçlardandır. Önceleri doğal kaynaklardan elde edilen vitaminler, günümüzde laboratuvar koşullarında üretilmektedir. Örneğin C vitamini, kuşburnu gibi çeşitli bitkilerden elde edilirken, artık askorbik asit olarak bireşimlenmektedir. Günümüzde genetik mühendisliğinin gelişmesi, doğal kaynaklarda çok az miktarlarda bulunan ve yapay yollarla bireşimlenmesi ekonomik açıdan sorun yaratan interferon ve insan büyüme hormonu gibi maddelerin elde edilebileceği yeni kaynakların bulunmasını sağlamıştır.

İlaçlar vücuda çeşitli yollarla verilebilir. Sindirim kanalı (ağız ya da anüsten) ya da solunum yoluyla verilen, damardan, deri altına ya da kas içine şırınga edilen ilaçlar vardır. İlaçlar vücuda nasıl verilirse verilsin, etkilerini hücre düzeyindeki alıcılara bağlanarak gösterir. En sık rastlanan ilaç-alıcı etkileşimi bir kilit-anahtar ilişkisine benzetilebilir. İlaç molekülünün kimyasal yapısı, hücredeki alıcıya tamamen oturmasını sağlar. Bu etkileşim sonucunda hücrede ortaya çıkan biyokimyasal ve fiziksel değişiklikler, ilacın etkisini göstermesini sağlar.

İster doğal kaynaklı (bitkisel, hayvansal) olsun, ister bireşimsel yolla elde edilsin, ilaç olarak yararlanılan saf etken maddeler ya da karışımlar, kullanımı kolaylaştırmak, doz ayarlaması yapabilmek gibi nedenlerle çeşitli biçimlere dönüştürülerek kullanıma sunulur. Pek çok tıbbi bileşik su, alkol ya da başka bir çözücü içinde eritilerek çözelti biçimine dönüştürülür. İksirler (eliksir) tatlandırılmış su ve alkol içeren berrak çözeltiler, alkolalar ise uçucu bileşiklerin alkol ya da su-alkol kanşımındaki çözeltileridir. Uçucu olmayan bileşiklerin ıslatma (maserasyon) ya da tüketme (perkolasyon) gibi özütleme yöntemleriyle hazırlanan alkollü ya da sulu-alkollü çözeltilerine tentür denir. Derişik şeker çözeltilerine etken maddelerle ve yardımcı maddelerin katılmasıyla hazırlanan ilaç tipi ise şurup olarak bilinir. Etken maddelerin parafin ya da lanolin gibi yağlı ya da yağımsı maddelere (sıvağ) katılmasıyla hazırlanan merhemler, dışarıdan deriye sürülen ya da vücut boşluklarına uygulanan yarı katı ilaç biçimleridir. Tablet, kapsül, pastil, pilül ve fitil gibi katı ilaç türlerinde bileşiklerin kimyasal tepkimeye girme tehlikesi çok düşük olduğu gibi, bu ilaçların doz hesabı, saklanması ve paketlenmesi de çok kolaydır. Şırınga yoluyla verilen ilaçlar ile göz damlaları ve pansumanda kullanılan bileşikler, steril olarak hazırlanır. Bir gaz ortamı içindeki sıvı ya da katı parçacıkların oluşturduğu ilaç biçimlerine ise aerosol denir.

Bir cevap yazın