TürkiyeTürkiyeAlmanya Pzt - Cmt 09:00-19:00 +90 212 327 52 44 Mon - Fri 10:00-18:00 +49 000 00 00
info@multi-med.com.tr
100 MARKA
Marka Deneyimi
1500+ ÜRÜN
Ürün Çeşitliliği
3,000+ Müşteri
Mutlu Müşteri
ONLİNE ALIŞVERİŞ
MULTİMED İLAÇ > Blog > Aktar nedir?

Aktarlığın Tarihçesi

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinde hekimlik yapmak için, bir hekimin yanında çalışarak bir şeyler öğrenmeye ya da bir tıp medresesine devam ederek bir belge almaya gerek yokmuş!.. “Mutatabbib” adı verilen bazı şahıslar diledikleri gibi hasta tedavi ederlermiş… Bu kişiler ilâç verdikleri gibi, tılsım ile de uğraşırlarmış.

Hekimlik veya ilâçlar hakkında hiçbir geçerli bilgisi bulunmayan bu şahısların hasta tedavi etmelerini önlemek maksadıyla 1573 yılında, Sultan 2.Selim, hekimlik yapacak kimselerin hekimbaşı tarafından imtihan edilmesine dair bir hüküm çıkartmıştır. Bu imtihanı kazananlara bir belge verilecek ve ancak belgesi olanlar hekimlik yapabileceklerdir.

Sayısız kişinin, halk sağlığına zarar verebilecek bir şekilde, mutatabbiblik yapmaya devam ettiklerinin görülmesi üzerine, Osmanlı Tıp Meclisi toplanarak, Tababeti Belediye İcrasına Dair Nizamname hazırlanmış ve bu tüzük 1861 senesinde yürürlüğe girmiştir. Bunlar Osmanlı İmparatorluğu zamanında, hekimlik ve eczacılık alanında düzenleyici nitelikte ilk tüzüklerdir.

Osmanlı İmparatorluğu devrinde ilâç, ilkel maddelerin sağlanması ve halk ilâçlarının yapılması işi, aktar adı verilen bir esnaf gurubu tarafından yürütülüyordu. Bunların sayısı 19. Yüzyıl ortalarında, sadece İstanbul’da, 500 civarındaydı.

Aktar (attar), ilâçların imâlâtında kullanılan bitkisel, hayvansal ve madensel ilkel maddeleri (drog) satanlar için kullanılan sözcüktür. Bizanslılar döneminde drog ticaretinin merkezi İstanbul’du… Bu kentte drog ticareti ile uğraşanlar; kokucular (bunlar koku, boyar madde ve baharat satma hakkına sahiptirler), aktarlar (eczaneler), baharatçılar ve kökçüler olarak sınıflandırılmışlardı.


Bunların kâr oranları devlet tarafından saptanmaktaydı. Belirlenen kâr miktarı, diğer esnaftan daha yüksekti. Örneğin baharatçılara saptanan kâr haddi yüzde 16 iken, balıkçı, fırıncı, mezeci ve kasaplara saptanan kâr haddi yüzde 4 idi.

Evliya Çelebi, 17. Yüzyıl’ın ortalarında İstanbul’da, sağlık ile alâkalı maddeleri satan dükkânların miktarı hakkında şu sayıları vermektedir…

Aktar 2000, ilâç suları satan 500, macuncular 300, gül sucuları 41, amberciler 35, buhurcu 25, ilâç yağları 8, ayrıca bir de ot bulucular esnafı bulunduğunu kaydetmiştir.

Aktarların yoğun olarak bulunduğu yer Mısır Çarşısı’dır. Bu çarşının yerinde, Bizanslılar döneminde Makron emvolos ismiyle bilinen bir kapalı çarşı bulunmaktaydı ve semtte Yahudiler oturuyorlardı. Çarşının yapılmasıyla birlikte burada oturan Yahudiler, buradan Balat’a nakledilmişlerdi. Çarşı, Yeni Câmi’nin inşaası esnasında, bu câmiye gelir getirmek maksadıyla yapılmıştı.

Bina önceleri medrese olarak kullanılmıştır. Burada yaşayan mollaların ayaklanmaları üzerine çarşıya dönüştürülmüştür. 18’inci Yüzyıl ortalarından itibaren Mısır Çarşısı adıyla tanınır olmuştur. Buna sebep, burada satışı yapılan drog ve baharatın genellikle Mısır yoluyla geliyor olmasıdır.

Aktarlara ait olan dükkânlar, iki kısımdan ibaretti… Önde ahşap olan, parke hâlinde satış yapmaya ve drog kaplarını sıralamaya yarayan bölüm, arkada ise depo ve imâlâthane olarak kullanılan kısım bulunmaktaydı. Geceleri dükkânların önleri ahşap kepenkler ile kapatılırdı. Dükkânların önlerinde ahşap süslemeler bulunur, droglar ise özel şekilli cam kavanoz, toprak çömlek, teneke ya da tahta kutularda saklanırdı.

Bazı dükkânların saçaklarında, dükkânların rahatlıkla tanınmasını sağlayan bir sembol (yangın kulesi, küçük bir kayık, devekuşu yumurtası, püskül, makas gibi) bulunurdu. Bu semboller sayesinde halk dükkânı kolaylıkla bulabiliyor ve başka kimselere de tarif edebiliyordu.

Bir cevap yazın